Yazıyı okumadan önce eğer henüz yapmadıysanız bu yazıya bir kez göz atmanızı öneririm.
 

Akşam oldu. Bugün sabahtan hayvanlara yemek pişirdim. Evi biraz toparladım. Benim evi toplamam uzun soluklu bir proje sanırım. Amma dağılmış ya. Topla topla bitmiyor. Her gün biraz toplasam sonunda biter herhalde. Ama iki günde bir toplamak istiyorum. Yavru kedi şu an parmaklarımı ısırıyor. Yazarken arada bir ısırılmak ilginç bir tecrübe.

Tarlaya gittim hayvanları besledim, dönüşte bir kaç tanıdığımı ziyaret ettim ve sohbet ettim. Kalbime odaklanıp sevgi paylaşmak niyetiyle gittim. Kapıya kadar geçirdiler, güler yüzle veda ettiler. Yolda bir adam durup dururken selam verdi, Allah’ın sevgisi ya da selamı tanımasak da olur gibilerden birşeyler söyledi, adama sarıldım. Roman mahallesinde yürüyordum ve az öncesinde de oturanlar sen şu musun demişlerdi, tanımadığım birisini kastederek. Onlarla da güler yüzle selamlaşmıştım. Kendimi çok iyi hissederek eve doğru yol aldım.

Bir kaç kişiyle daha sohbet ettim. İnsanlar sevgi arıyorlar gerçekte. Bunu görebiliyorum. Ama herkes kendi hayal dünyasında arıyor sevgiyi, o yüzden insanlarla seni anlayabilmeleri için onların hayal dünyasındaki dilde konuşmak gerekiyor.. kısacası onları olduğu gibi sevmek gerekiyor..

Eve geldim.. yavru kedimi besledim.. kedi beni dudaktan öpüyor dudağımı ısırıyor 🙂 bir de yaygaracı ki.. evet süt vermeliyim şimdi. Kumu kullanmayı öğrenmesi için süt verip kumun üzerine bıraktım. Az sonra yanıma gelir.

Facebooktan yazmış duvarına bir arkadaş. ‘Are you following your true calling?’ diye.

Ben de onun üzerine bu yazıyı yazmaya başladım. Benim true callingim yani hayatımın anlamı/amacı.. ya da kalbimin çağrısı nedir? Kelimeye döksen dökülmez.. ama hayatımın kendisi bittiğinde aslında tam olarak kalbimin çağrısı gerçekleşmiş olacak bunu düşünüyorum. Yani hayatımın amacı aslında hayatımın kendisi ve ben bunu şu anda hayata geçiriyorum. Bir bakıma başka bir boyuttan hayatımı yaratıyorum, Tanrı’dan aldığım güçle, ve yaratırken aynı anda da yaşıyorum hayatımı.

Yani nedir şimdi benim hayatımın amacı? Ancak an an benim hayatıma bakarsan anlayabilirsin bunu. Yani hayatımın amacını hayatımı yaşayarak idrak ediyorum ben. Şimdi başkaları nasıl anlayacak bunu? Bu yazıyı okuduklarında bir pencere görecekler benim bilincime açılan. Ve yansımasını kendilerinde arayacaklar.. Benim karakterime dair birşeyler değil.. kendi ruhlarını, daha derinde kendi özlerini bende görmeleri için yazıyorum. Çünkü senin benim onun özümüz aynı kardeşler.. Aynıyız biz özde.. Özünü yaşarsan başkalarına da özünü hatırlatırsın bunu biliyorum, hissediyorum.

O yüzden.. ne yapsam diye düşünürken, bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Şimdi biraz mola verelim. Azıcık bilgisayar oynayalım. Biraz çikolata yiyelim. Yaptığımız yoğurdu götürüp bir amcaya verelim. Kendimiz olalım.

(Sonradan eklenmiş satır) Uyarayım.. derinlere dalıyorum.. içimden öyle geldi..

Ne olursan ol yine gel.. Bunu hiç unutma.. Tanrı’nın sevgisi herkes için var..

Evet şimdi hatırladım. Bugün aklımdan geçmişti..

Yazının sonuna ekleyeyim.

Cehennemin gizli bir çıkış kapısı vardır. Bu kapıyı cennettekiler bilirler. Çünkü cennete girmeden önce, bu kapının ne olduğunu arayıp bulmuşlardır, cehennemin içinde. Eğer cehennemde hissediyorsan kendini, gözlerini iyi aç ve çıkış kapısını ara. Ama iki tarafa da aç, sadece dışarıya değil, içeri doğru da aç gözlerini.

Tanrı’nın sevgisi oldukça, Cehennemin de her zaman bir çıkış kapısı olacaktır. Gözlerini açıp görmek isteyenler cehennemden bile çıkabilirler.

Bu yüzden iman etmeyenler ebedi olarak cehennemde kalabilirler. Çünkü iman etmemek Tanrı’nın sevgisinin olmadığına inanmaktır, ve cehennemin çıkış kapısı da Tanrı’nın sevgisidir. Ama tabii ki kimse ebedi olarak cehennemde kalmayacaktır. Çünkü Tanrı’nın sevgisi, ruhların inançsızlığından kuvvetlidir. Güneş balçıkla sıvanamaz.. Ve herkes sonunda Tanrı’ya dönecektir. Çünkü en büyük inançsızlığı taşıyan ruhun bile en derin arzusu aslında Tanrı’yı tanımak onu bulmak onla bütünleşmektir, ve bu, inançsızlıktan daha büyük bir arzudur..

Peki inançsızlık nedir? Aslında o da bir inançtır.. Tanrı’nın yarattığı yaratılışın güzelliğine kapılmak, onu güzel bulmak, ona sarılmaktır.. zamanla onu tek gerçek sanmaya başlamak ve sandığı gerçeklikte de bu şekilde geçici olarak takılıp kalmaktır..

Ama hepsi ilahi düzenin parçasıdır.. Hepsi ama hepsi.

Cehennemde bile huzura tek bir adımda ulaşılabilir, tek ama keskin bir adım. Çünkü herşeyin ama herşeyin altında arkasında etrafında Tanrı vardır. Sen ona koşarsan o da sana koşar. Çünkü aslında sen onla birsindir. Ayrı olman mümkün olabilir mi?

Sen gerçekten Tanrı’ya yürümek istersen Tanrı’da sana yürümek istiyordur demektir. O yüzden buna kimse engel olamaz. O zaman istemenin önündeki engel ne? O engel gerçekten istersen seni durdurabilir mi zannediyorsun?

Sevgiler.