Yazıyı okumadan önce eğer henüz yapmadıysanız bu yazıya bir kez göz atmanızı öneririm.
 

Bazen bu tarz makaleler yazmak istiyorum. Konusu o an aklıma geliyor ve hemen yazmak istiyorum.

İnsanoğlu hep bir arayışta olmuştur. Çağlar boyunca çeşitli kavim ve uygarlıklar, çeşitli yönetim sistemleri içinde dönüşmüşler, günümüze kadar gelmişlerdir.

Birbiriyle tezatlar ve benzerlikler içeren bir çok yönetim sistemi içerisinde bulunmuştur halklar.

Hepimiz bir şekilde sormuşuzdur bu soruyu bence.. hepimiz demişizdir içimizden şu ya da bu şekilde.. ne olacak bu halimiz, nasıl mutlu olacağız biz, ne yapmalıyım, bu sistem nasıl düzelecek, dünya barışı nasıl gelecek gibi sorularla az ya da çok uğraşmışızdır.

Ben epey bir süredir, bir yaşam danışmanlığı pratiği üzerinde tefekkür ediyorum. Neden derseniz, bir tür kendi mutluluğu ararken bunu insanlara da aktarma arzusu herhalde.. yani öğretmek istiyorsun ama aslında kendin de öğrenmek istiyorsun.

Bugüne kadarki tüm tecrübelerim, şu sistem insanı mutlu eder şeklinde bir sistem bulmaktan ziyade.. hangi sistemden gelirsen gel, mutluluğu özünde bulman mümkündür anlayışına doğru getirdi beni.

Klişe gibi durur bu söz ondan hemen bir örnek vereyim.

Sen (yani biz), evrendeki atomların yerel bir dizilimi veya enerjinin yerel bir şekil bulması sonucunda şu anki insan halini yaşıyoruz.. Böyle görünüyor en azından değil mi?

Bulunduğun konumda gördüğün şeyler sana has, tam olarak senin gördüğünü kimse görmüyor. Örneğin çişin geldiğinde onu yapmalısın. Başka birisinin ne düşündüğü, ne yaşadığından ziyade kendin için o an doğru olanı yapmalısın.

Ya da duygusal bir sıkıntı yaşadığında, bunun kendi içindeki nedeni bulmalısın. Başka birisi de ona has nedenini kendi içinde bulmalı.

Parmağın acıyorsa senin için nedeni ona yanlışlıkla çekiç vurmaksa, başka birisi için sobaya değdirmek olabilir. Çözüm kişiye hastır.

Mutluluk da böyledir. O an senin mutluluğun için gereken senin perspektifinden, bakış açından gerekenin yapılması ile sağlanabilir.

İnsanlar sınırlı zihin kapasiteleri ile sabit bir sistem oturtmaya çalışırlar, bir çağdaki insanların ihtiyacına hizmet eder bu sistem, onları daha mutlu eder ama çağ değiştiğinde, zihindeki anlamlar değiştiğinde, sorunların niteliği değiştiğinde, problemlerin derinliği değiştiğinde, aynı sistem bu sefer insanlara köstek olmaya bile başlayabilir.

Peki o zaman bizi mutlu edecek bir sistem yok mudur?

Bu sorunun cevabı.. sistem ötesi bir oluş hali ile insan ebedi mutluluğu yakalayabilir.

Sistemden kastım, zihin içinde yaşayan insanlar için zihindeki kalıplarla belirlenmiş yaşama biçimidir. O an o insanların zaten halihazırda bir düşünme tarzı vardır ve o insanlar için bir öğreti, bir düşünme sistemi, eğer onu uygulamayı seçerlerse, onları kendi içlerindeki mutluluğu bulabilmeye veya daha iyi, daha derin hissetmeye götürebilir.

Peki her durumda, böyle bir sistemi nasıl üretebiliriz? Her durumda işe yarayacak bizi mutluluğa götürecek sistemi nasıl yaratabiliriz?

İşte burada mutluluğun sistem ötesinden, zihnimizin ötesinden geldiğini farkedip buna odaklanmamız, odaklanma sonucunda, giderek bunun böyle olduğunu farketmemiz, ve bu farkındalık halinde yaşamamız gerekmekte. Buna, mutluluğu hedefleyen sistemlerin özündeki sistem de diyebiliriz. Basit bir gerçeğe dayanıyor. Mutluluk özümüzdeki halimizden geliyor, bize bunu yaradılış vermiyor, yaratılmış bir sistem mutluluğun asıl, mutlak kaynağı değil, olamaz. Bir elma yemek karnımızı doyursa da aslında o elmanın özündeki enerjiye erişemezsek karnımız da doyamaz asla. Bazı insanlar ne kadar yeseler de hep bir açlık vardır, bazı insanlar, nasıl olduğunu keşfettikten sonra, fiziksel olarak çok az veya hiç yemeden bile çok uzun süre yaşayabilirler.

Bunun üzerinde tefekkür edin, kendi içinizde derin derin düşünün, derin derin hissedin. Sizi mutlu eden şey dünyadan aldığınız şey mi, yoksa o şeyi alırken kendi içinizdeki mutluluğu mu hissediyorsunuz. Neden bir kişi bir işi yaparken mutlu olurken başka birisi başka bir iş yaparken mutlu oluyor? Mutlu eden yapılan aktivitemidir, yoksa mutluluk içsel tecrübenin o aktivite yapılırkenki halimidir?

Birilerinin bizi mutlu edecek sistemi getirmesini beklemek bir alternatif, başka bir alternatif ise hayatımızın sorumluluğunu alıp her ne koşulda olursa olsun, sistemleri aşarak koşulsuz mutluluğu özümüzde bulmak.

Yıllardır bir sistem bulmaya ve yaratmaya çalışıyorum, ve aslında bu web sitesinin bir kısmı da bunun üzerine bir çalışma ama sistem ne olursa olsun sadece gerçeğe işaret eden bir parmak olmaktan veya bir öğreti olmaktan öteye geçemiyor, mühim olan zaten varolan, ama varlığın ötesinden varlığın içine akmakta, onunla birleşmekte, onunla devinmekte, onun içinde kimisi için gizli, kimisi için aşikar bir şekilde durmakta, bütün bunlardan daha hakikisi ise onunla bir olan mutluluk enerjisini bulmak. Öğreti orada olabilir, ama öğrenen öğrenmezse sıfırdır. Bunun nedeni öğrenenin sırrın kendisini içinde barındırmasından kaynaklanır.

Öğrenen.. yani saf farkındalık.. öğrenen.. yani bunun içindeki herşeyi kapsayan ve herşeyle içiçe, bir olan sevgi enerjisi.. Öğrenen.. yani SEN.

Not: Sistemler veya öğretiler bizi mutluluğa taşımak için vesile olabilirler, ama kendi kendilerine bir güçleri yoktur. Güç onlara gerçek kaynağından verilmektedir. Kendi enerjimizi de bize uygun gelen bir sistem aracılığıyla mutluluğu bulmak için kullanabiliriz. Ama bu yazı, işin aslına işaret etmek için yazıldı. Sistem amacına ulaşırken ona olan ihtiyacın da yok olacağı gerçeğini belirtmek ve sistemlerin neden varolduğu üzerine içinizde ulaşabileceğiniz bir farkındalığa vesile olmak istedim.